hiç bilenle bilmiyen bir olur mu? - Blogcu



hiç bilenle bilmiyen bir olur mu?

4/3/2009

    Sitemi Ziyaret Ettiğiniz Çok Çok Teşekkür Ederim
22/1/2009

BUZCANİ

Buzcani




    Yazmış olduğu eserlerle astronomiye büyük hizmetlerde bulunan Ebu'l-Vefâ el-Buzcâni (940-998), küresel astronomide karşılaşılan sorunların çözülebilmesi için, yeni trigonometrik bağıntıların keşfedilmesi suretiyle trigonometrinin geliştirilmesi gerektiğini anlamış ve araştırmalarını daha ziyade bu alana yöneltmiştir.

Habeş el-Hâsib ve el-Mervezi gibi önemli matematikçileri izleyerek, tanjant ve sekant fonksiyonlarını tanımlamış ve trigonometrik fonksiyonların yayların büyüklüğüne göre değişen değerlerini 15 dakikalık aralıklarla hesaplayarak tablolar halinde sunmuştur. El-Mervezi'nin tabloları, tanjant ve kotanjantı yayın fonksiyonu olarak vermediği gibi, Ebu'l-Vefâ'nınkiler kadar sağlıklı da değildir.

Ebu'l-Vefâ, * ve * toplam ve farkları 90 dereceden küçük iki yay ve * * * olmak şartıyla, sin (* + *) - sin * * sin * - sin (*-*) eşitsizliğini bulmuş ve sonradan kendi adıyla anılan bu teoremi kullanarak sin 30 dakikanın değerini sekiz ondalığa kadar doğru bir biçimde hesaplamıştır.

Aynı zamanda birim dairenin yarıçapını 1 olarak kabul eden Ebu'l-Vefâ'nın bu alandaki uğraşları, trigonometrik fonksiyonların yaya bağlı değerlerinin daha doğru hesaplanabilmesi yolundaki çabalara güzel bir örnek teşkil etmiştir. Ayrıca, sin * ve sin * bilindiğinde, sin (* * *)'dan hareketle, 2 sin² */2 * 1 - cos * ve sin * * 2 sin */2 . cos */2 bağıntılarını bularak, yarım açının sinüs ve kosinüsünün hesaplanmasını sağlamıştır.

Ebu'l-Vefâ el-Buzcâni, küresel üçgenlerin çözümünde kullanılan çeşitli bağlantıları bulmak suretiyle bu konunun gelişmesine de büyük hizmetlerde bulunmuştur. Müslüman matematikçiler tarafından Şeklü'l-Katta, yani Kesenler Teoremi diye adlandırılan Menelaus Teoremi'ni kullanarak bir dik açılı küresel üçgende, sin a / sin c * sin A ve tg a / tg A * sin b eşitliklerinin geçerli olduğunu göstermiş ve bu eşitliklerden cos c * cos a . cos b eşitliğini çıkarmıştır.

Dik açılı olmayan küresel üçgenler için sinüs teoremini ilk defa onun bulmuş olması pek muhtemeldir. Ebu'l-Vefâ, matematiğin diğer bazı dallarına da önemli katkılarda bulunmuştur. Bağdat'ta yaptığı gözlemlerle ekliptiğin eğimini ölçmüş, mevsim farklarını bulmak için ekinoksları gözlemlemiş, ayrıca Bağdat'ın enlemini ölçmüştür.

El-Zic el-Vâzıh adlı bir de zic hazırlamıştır. Astronomide ilk müşterek çalışma örneğini vermiştir. Beyrûni ile ilişki içinde olan Ebu'l-Vefa Bağdat'ta, Beyrûni ise Harezm'de 997 yılındaki Ay tutulmasını gözlemlemişler ve her iki kentteki tutulma farkını bir saat olarak bulmuşlardır. Buradan iki kent arasındaki boylam farkını doğru olarak saptama olanağını elde etmişlerdir. Ayrıca her iki bilim adamı da tutulma düzlemini 23 derece 37 dakika olarak belirlemişlerdir.

Ebu'l-Vefâ, çalışmalarını iki farklı gözlem evinde yürütmüştür. Bunlardan birisi Şemsüddevle ve diğeri ise kendi gözlemevidir. Bu ikincisinde onun büyük boyutlu aletler yaparak dakik gözlemlerde bulunduğu söylenmektedir.






22/1/2009

Antoine Laurent Lavoisier

Antoine Laurent Lavoisier

(1743 -1794) Lavoisier yaşam döneminde oluşan iki devrimin paylaştığı bir kişidir. Devrimlerden biri, yüzyıllar boyunca "simya" adı altında sürdürülen çalışmaların, bugünkü anlamda, kimya bilimine dönüşmesidir. Lavoisier bu devrimin kahramanıdır. İkinci devrim, "1789 Fransız ihtilali" diye bilinir. Lavoisier bu devrimin getirdiği terörün kurbanıdır.

Antoine-Laurent Lavoisier Parisli zengin bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Daha küçük yaşında iken annesini yitiren Lavoisier babasının yakın ilgi ve bakımıyla büyür; başlangıçta belki de onun etkisiyle hukukçu olmaya yönelir. Ancak bu arada uyanan deneysel bilim merakı çok geçmeden bir tutkuya dönüşür.

Yirmibir yaşına yeni bastığında, Paris'in sokaklarını aydınlatma proje yarışmasında birinciliği alır, Fransız Bilim Akademisi'nce altın madalya ile ödüllendirilir. Yirmibeş yaşına geldiğinde, özellikle kimya alanındaki çalışmaları göz önüne alınarak Akademi'ye üye seçilir.

Bu arada hükümetin özel bir komisyonunda görevlendirilen genç bilim adamı, metrik sistemin oluşturulması, Fransa'nın jeolojik haritasının çıkarılması gibi etkinliklerden tarımda verimin yükseltilmesine uzanan pek çok uygulamalı bilim çalışmalarını düzenler. Ayrıca o sırada bir tür abluka altında olan ülkesinin savunma ihtiyacı barutun üretim sorumluluğunu üstlenir.

Genç bilim adamı bu kadarla da yetinmez; ilerde yaşamını yitirmesine yol açan bir işe, ülkenin bozuk vergi sistemini düzeltme işine el atar. Ama tüm bu uğraşlarına karşın Lavoisier kendisini asıl ilgilendiren bilimden kopmamıştır; her fırsatta özel laboratuvarına çekilip deneylerini sürdürmekten geri kalmaz.

Lavoisier bilim dünyasında en başta yanma olayına ilişkin geliştirdiği yeni kuramıyla ün kazanır. Ne ki, kimya devrimini oluşturmada başka önemli çalışmaları da vardır. Ayrıca, deneylerinde, özellikle ölçme işleminde gösterdiği olağanüstü duyarlılık, kendisim izleyen yeni kuşak araştırmacılar için özenilen bir örnek olmuştur. Kimya dil, mantıksal düzen ve kuramsal açıklama yönlerinden bilimsel kimliğini Lavoisier'e borçludur. Tüm bu çalışmalarında ona büyük desteği eşi sağlar: deney şekillerini çizer, yabancı dillerden kaynak çeviriler yapar, makale ve kitaplarını yayıma hazırlar.

Lavoisier araştırmalarına başladığında, kimyada Antik Yunanlıların maddeye ilişkin dört element (toprak, su, ateş ve hava) öğretisinin yanı sıra yanmaya ilişkin flogiston kuramı geçerliydi. Bilindiği gibi, bir tahta ya da bez parçası yandığında duman ve alev çıkar, yanan nesne bir miktar kül bırakarak yok olur.

Yürürlükteki kurama göre, yanma, yanan nesnenin "flogiston" denen, ama ne olduğu bilinmeyen, gizemli bir madde çıkarması demekti. Odun kömürü gibi yandığında geriye en az kül bırakan nesneler flogiston bakımından en zengin nesnelerdi. Bilim adamlarının çoğunluk doyurucu bulduğu bu kurama ters düşen kimi gözlemler de yok değildi. Bunlardan biri yanma için havanın gerekliliğiydi. Bir diğeri, kurşun gibi madenlerin, erime derecesinde ısıtıldığında, yüzeylerinde oluşan "calx"ın, madenin eksilen bölümünden daha ağır olmasıydı.

Aslında yanma olayını açıklamadaki güçlüğün bir nedeni gazlara ilişkin bilgi eksikliğiydi. 1756'da İskoç kimyageri Joseph Black "sabit gaz" dediği karbon dioksidi buluncaya dek bilinen tek gaz hava idi. İngiliz kimya bilgini Joseph Priestley daha sonra deneysel olarak on kadar yeni gaz keşfeder. Bunlardan biri onun "yetkin gaz" dediği, ilerde Lavoisier'in "oksijen" adını verdiği gazdır.

Priestley, oksijeni bulmasına karşın flogiston kuramından kopamaz. Üstün bir deneyci olan bu İngiliz bilim adamı, kuramsal yönden rakibi Lavoisier ile boy ölçüşecek yeterlikte değildi.

Lavoisier yanma olayı ile 1770'lerin başında ilgilenmeye başlamıştı. Kapalı bir kapta fosfor yakınca gazın ağırlığının değişmediğini, oysa kabı açtığında havanın içeri girmesiyle birlikte gazın ağırlığının az da olsa arttığını saptamıştı. Bu gözlemin yürürlükteki kurama uymadığı belliydi, ama daha doyurucu bir açıklaması da yoktu.

Lavoisier aradığı açıklamanın ipucunu bir kaç yıl sonra Priestley'le Paris'te buluştuğunda elde eder. Priestley cıva oksit üzerindeki deneylerinden söz ederken bulduğu "yetkin gaz"ın özelliklerini belirtir. Lavoisier yayınlarının hiç birinde Priestley'e hakkı olan önceliği tanımaz; sadece bir kez, "Oksijeni Priestley'le hemen aynı zamanda keşfetmiştik," demekle yetinir.

Doğrusu, oksijenin keşfinde öncelik Lavoisier'in değildi; ama bu gazın gerçek önemim ilk kavrayan bilim adamı oydu. Priestley'in deneylerini kendine özgü dikkat ve özenle tekrarlamaya koyulur. Belli miktarda havaya yer verilen bir kapta cıva ısıtıldığında, cıvanın kırmızı cıva okside dönüşmesiyle ağırlık kazandığı, havanın ise aynı ölçüde ağırlık yitirdiği görülür.

Lavoisier deneylerinde bir adım daha ileri gider: cıvadan ayırdığı cıva oksidi (calx'ı) tarttıktan sonra daha fazla ısıtır; kora dönüşen kırmızı oksidin giderek yok olmaya yüz tuttuğunu, geriye belli sayıda cıva taneciğiyle, solunum ve yanma sürecinde atmosferik havadan daha etkili bir miktar "elastik akıcı" kaldığını saptar. Elastik akıcı Priestley'in "yetkin gaz" dediği şeydi.

Lavoisier üstelik bu artığın ağırlığı ile cıvanın ilk aşamadaki ısıtılmasından azalan hava ağırlığının da eşit olduğunu belirler. Dahası, cıva oksidin ısı altında cıvaya dönüşmesiyle kaybettiği ağırlık ile çıkan gazın ağırlığı denkti. Bunun anlamı şuydu: yanma, yanan nesnenin flogiston salmasıyla değil, havanın etkili bölümüyle (yani oksijenle) birleşmesiyle gerçekleşmektedir.

Başta önemsenmeyen bu kuram, suyun iki gazın birleşmesiyle oluştuğuna ilişkin Cavendish deney sonuçlarını da açıklayınca, bilim çevrelerinin dikkatini çekmede gecikmez. Cavendish deneylerinde, asitlerin metal üzerindeki etkisinden "yanıcı" dediği bir gaz elde etmiş, bunu flogiston sanmıştı. Ancak Priestley'in bir deneyi onu bu yanlış yorumdan kurtarır. Priestley, hidrojen ve oksijen karışımı bir gazı elektrik kıvılcımıyla patlattığında bir miktar çiyin oluştuğunu görmüştü. Aynı deneyi tekrarlayan Cavendish daha ileri giderek patlamada "yanıcı" gazın tümünün, normal havanın ise beşte birinin tüketildiğini, öylece oluşan çiyin ise an su olduğunu saptar.

Flogiston teorisi yıkılmıştı artık! Yeni teorinin benimsenmesi, kimi bağnaz çevrelerin direnmesine karşın, uzun sürmez. Kimyada geciken atılım sonunda gerçekleşmiş olur.

Lavoisier ulaştığı sonucu Bilim Akademisine bir bildiriyle sunar; ne var ki, tek kelimeyle de olsa Priestley, Cavendish, vb. deneycilerin katkılarından söz etmez.

Lavoisier'in aslında ne yeni kimyasal bir nesne, ne de yeni kimyasal bir olgu keşfettiği söylenebilir. Onun yaptığı, başkalarının bulduğu nesne ve olguları açıklayan, kimyasal bileşime açıklık getiren bir kuram oluşturmak, kimyasal nesneleri adlandırmada yeni ve işler bir sistem kurmaktı. 1789'da yayımlanan Traite Elementaire de Chimie adlı yapıtı, kendi alanında, Newton'un Principia'sı sayılsa yeridir. Biri modern fiziğin, diğeri modern kimyanın temelini atmıştır.

Lavoisier'i unutulmaz yapan bir özelliği de nesnelerin kimyasal değişimlerini ölçmede gösterdiği olağanüstü duyarlılıktı. Bu özelliği ona "Kütlenin Korunumu Yasası" diye bilinen çok önemli bilimsel bir ilkeyi ortaya koyma olanağı sağlar. Lavoisier kimi kez kendi adıyla da anılan bu ilkeyi şöyle dile getirmişti:

Doğanın tüm işleyişlerinde hiç bir şeyin yoktan var edilmediği, tüm deneysel dönüşümlerde maddenin miktar olarak aynı kaldığı, elementlerin tüm bileşimlerinde nicel ve nitel özelliklerini koruduğu gerçeğini tartışılmaz bir aksiyom olarak ortaya sürebiliriz.

1794'de solunum üzerinde deneylerini yapmakta olduğu bir sırada, Lavoisier Devrim Mahkemesi önüne çağrılır. İki suçlamaya hedef olmuştur: (1) devrim karşıtı olarak karalanan aristokrasiyle ilişkisi; (2) vergi toplamada yolsuzluk (Lavoisier topladığı vergilerin küçük bir bölümünü laboratuvar deneyleri için harcamıştı).

Lavoisier'i kurtarmak için dostları mahkemeye koşmuştu, ama tanık olarak bile dinlenmemişlerdi. "Yurttaş Lavoisier'in çalışmalarıyla Fransa'ya onur sağlayan büyük bir bilgin olduğunda hepimiz birleşiyor, bağışlanmasını diliyoruz," dilekçesiyle başvuran günün seçkin bilim adamlarına yargıcın verdiği yanıt kesin ve çarpıcıdır: "Cumhuriyet'in bilginlere ihtiyacı yoktur!"

Galileo yaşamının son on yılını Engizisyon'un göz hapsinde geçirmişti. Lavoisier'in sonu daha acıklı olur: elli bir yaşında iken "devrim" adına kafası giyotinle uçurulur.
30/5/2007

Robot Yılan

Robot Yılan

 Yılanlar, gelecek nesil robotların modeli olabilir. Bunlar insan şeklinde olmadığından büyük taş veya kaya kütlelerine rastlayınca bacaklarını kırma vb. gibi sorunlarla karşılaşmayacak.

Mühendisler, yılan gibi kaymanın adım atma veya yuvarlanmaya göre daha avantajlı olduğunu biliyorlardı ancak sorun pratik bir tahrik mekanizması tasarlamaktı.

Gavin Miller bu sorunu yılanın hareketlerini taklit eden yüksek teknoloji yılanıyla çözdü. Miller’in tahrik mekanizması şekilde görüldüğü gibi dairesel bir gövde içine monte edilmiş çift servomotordan oluşuyor. Esnek bağlantılı çubuklar parçaları birbirine bağlıyor. Kafadan kuyruğa kadar bir kez hareket ettirildiğinde sonraki hareketlerini sürdürebiliyor.

Tasarım diğer gezegenlerdeki yüzey keşif çalışmaları için kullanılabilecek. Bir sonraki adım ise ağaca tırmanan yılan!

30/5/2007

İnsan ve hayvan hücresi taşıyan koyun

İnsan ve hayvan hücresi taşıyan koyun

İnsan ve hayvan hücresi taşıyan koyun yaratıldı


Bilimadamları organ naklinde çığır açacak önemli bir gelişmeye imza attı. İnsan organları da taşıyan bir koyun yaratmayı başaran bilimadamları, bu çalışmanın organ nakli için bekleyen milyonlarca kişi için umut ışığı olabileceğini söylüyor.

Bilimadamları insan ve hayvan hücrelerini bir arada taşıyan dünyanın ilk koyununu yaratmayı başardı. İnsan hücrelerinin bir koyun ceninine enjekte edilmesiyle yüzde 15 insan, yüzde 85 de hayvan hücreleri taşıyan bir koyun dünyaya geldi.

Amerikan Nevada üniversitesi profesörlerinden İsmail Zanjani’nin 7 yıl süren ve 10 milyon dolar harcadığı araştırması, donörün kemik iliklerden alınan kök hücrelerinin cenine enjekte edilmesi esasına dayanıyor.

Dünyaya gelen koyunun karaciğer, kalp, akciğer ve beyninin bir bölümü insan hücreleri taşıyor. Profesör Zanjani’ye göre bu insanlara hayvanlardan organ nakline bir adım daha yaklaşılması anlamına geliyor.

Ancak bu yöntemin etik açıdan bazı çevrelerin hedefi olması kaçınılmaz. Bazı bilimadamları da hayvanlarda zararsız olan bazı virüslerin insanlarda büyük tehlike yaratabileceğine dikkat çekiyor. Hayvan hakları savunucuları da hayvan ve insan özellikleri taşıyan melez bir ırkın oluşmasından endişe ediyor. Ancak araştırmayı yürüten bilimadamlarına göre bu mümkün değil.

 

30/5/2007

Bilgisayarlar için Parmaktan Enerji

Bilgisayarlar için Parmaktan Enerji

Dizüstü bilgisayarların klavyesinde yazı yazıldığında, parmakların tuşlara vuruşunu elektrik enerjisine çevirerek bilgisayarın güç kaynağını şarj eden bir aygıt geliştirildi.

 
ABD’nin önde gelen bilgisayar üreticilerinden Compaq tarafından patentlenen düzeneğin, taşınabilir bilgisayarlarda kullanılan enerji kaynağının boyutlarını küçültmesi ya da kullanım süresini büyük ölçüde artırması bekleniyor.
 
Kurumun Houston kentindeki merkezinde görevli araştırmacılardan Adrian Crisan, klavye tuşlarının oturduğu iğnelerden her birine küçük mıknatıslar takmış. Her iğnenin çevresine de bobinler yerleştirmiş. Tuşa her basıldığında, mıknatıs, bobin içinde hareket ederek küçük bir elektrik akımı yaratıyor. Bu akım bir kondansatörde depolanıyor. Yeterince yük biriktiğinde, kondansatördeki enerjiyle bilgisayarın güç kaynağı yeniden dolduruluyor.
 
Mıknatıslar, bobinler ve şarj aygıtlarının, bilgisayarın maliyetini biraz yükselteceği hesaplanıyorsa da, buluşun sahibi, müşterilerin, daha uzun ömürlü güç kaynakları için biraz fazla parayı seve seve ödeyecekleri düşüncesinde.
 
 
Yeni düzeneğe sahip bilgisayarların, bir elektrik kaynağına bağlı olmadan 10 saat süreyle çalışabileceği sanılıyor. Crisan, daha önce de bilgisayarların performansını artıran üç ayrı düzeneğin patentini almış. işin ilginç yanı, kendisinin asıl uzmanlık alanının yazılım olması.
 
 
New Scientist, 24 temmuz 1999
30/5/2007

Uzayda kalma rekoru 748 gün

Uzayda kalma rekoru 748 gün

 
Rus kozmonot Sergey Krikalev, uzayda en uzun süre kalan uzay adamı rekorunu kırdı. 
 
 
Uluslararası Uzay İstasyonu’nda (UUİ) ekime kadar kalacak olan 20 yıllık kozmonot Krikalev, şimdiye kadar uzayda 748 gün geçirdi. Bundan önceki rekor, 747 gün 14 saat 14 dakika 11 saniyeyle Rus kozmonot Sergey Andeyev’e aitti.
 
 
Krikalev’in uzay seyahatleri, UUİ’nin yanı sıra MİR uzay istasyonundaki görevleri ile ABD uzay mekikleri ve Rus Soyuz uzay araçlarındaki uçuşlarını kapsıyor
30/5/2007

2030 Yılında Neler olacak

2030 Yılında Neler olacak

24 yıl sonra  torunlarımızla çalışacağız

 

Modada  teknolojide, ulaşımda insan yaşamının her bölümünde geleceğin trendlerini belirleyen dünyanın en önemli gelecek bilimcilerinin (futurolog) oluşturduğu Dünya Futuroglar Birliği, bundan 24 yıl sonra dünyanın neye benzeyeceği konusunda tahminlerini yayınladı. Bilimsel ve teknolojik gelişmelere göre 2030' da dünyada şunlar olacak:

 

 

  • Dünya nüfusu 8.2 milyara ulaşacak. Kişi başına düşen gelir ortalaması 6 bin dolardan 11 bin 500 dolara yükselecek.
  • Dünya politikası, ülkelerin İslam' a bakışı üzerine şekillenecek.
  • Türkiye'nin AB'ye katılımıyla birlikte Avrupa Birliği içerisinde de İslam’ın etkisi daha fazla hissedilmeye başlanacak.
  • İnsanoğlu ilk kez Mars’a ayak basacak
  • işleyişten rahatsız olan İngiltere ve yanına  çekeceği bazı ülkeler AB' den çıkacak.
  • Süper.bilgisayarlar avuç içine sığacak. Kıyafetlerden gözlüklere kadar her üründe bilgisayar bulunacak.
  • Nanoteknolojiyle beynimiz bilgisayarla iletişim kuracak. Yıpranan organlar yine nanoteknolojinin nimetleri sayesinde kendi kendine yenilenecek.
  • Genetik ve kök hücre gelişmeleriyle insan ömrü uzayacak. Aynı şirket içinde 4. jenerasyondan insanlar birilikte çalışacak.
  • Bulaşık makinesi, çamaşır ,makinesi, buzdolabı hayatımızdaki yerini koruyacak. Ancak manuel kontroller yerine ya kendi kendilerine yada sesle kumanda edilecekler.
30/5/2007

Arthur Von Hippel (1898 - 2004)

Arthur Von Hippel (1898 - 2004) <****** language=**********> document.title="Arthur Von Hippel (1898 - 2004) - Kim Kimdir? - FORSNET";

Radarın mucidi Arthur Von Hippel 1898 yılında Almanya'da dünyaya geldi.
 
Maddenin molekül yapılarına ilişkin çalışmalarıyla da tanınan Von Hippel, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde Laboratory for Insulation Research kurumunun kurucusu ve başkanıydı. Von Hippel, geliştirdiği radarların İkinci Dünya Savaşı’nda kullanılamasından dolayı Başkan Truman’dan takdirname almıştı.

Material Research Society, Von Hippel’in bilimsel çalışmalar yaptığı malzeme bilimi ve mühendisliği alanında yeni buluşlara imza atan bilim adamlarına verilmek üzere, Von Hippel’in adına 1976 yılında bir nişan verme kararı almıştı.

NAZİ BASKISINDAN MIT’E

Almanya Rostock doğumlu Von Hippel, 1930 yılında birlikte çalıştığı Nobel ödüllü fizikçi James Franck’ın kızı Dagmar ile evlendi. Hitler iktidarında Nazi baskısı nedeniyle 1933 yılında Almanya’yı terkeden Von hippel, önce Kopenhag’ta Niels Bohr Enstitüsü’nde çalıştı. Ardından ABD’ye göçen Von Hippel, MIT’de çalıştıktan sonra 1965 yılında emekli oldu.

ABD’nin Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nün (MIT) kıdemli öğretim üyelerinden ve 1940’larda radarın gelişiminde çok önemli payı olan bilim adamı Arthur von Hippel, 4 Ocak 2004 günü 105 yaşında hayata veda etti. Massachusetts eyaleti Weston kentinde 65 yıldır yaşayan Von Hippel’in bir kızı, 4 oğlu, 11 torunu ve 7 torun çocuğu bulunuyor.

30/5/2007

GPS li Ayakkabı

 

GPS artık her yerde... Ayakkabınız bile uydularla iletişim kurup, nerede olduğunuzu bildirecek.
Mucit Sayo Isaac, GPS (Global Positioning System – Global Konum Belirleme Sistemi) özelliğine sahip ayakkabı geliştirdi. Ayakkabıda ayrıca bir panik düğmesi bulunuyor. Bu düğmeye bastığında ayakkabı sahibi önceden belirlenmiş bir alıcıya acil durum sinyali gönderiyor.
 
 

Bu sayede, bir kaçırılma söz konusu olduğunda kurban kısa sürede bulunabiliyor.

Quantum Satellite Technology isimli bir üretici, Mart ayından sonra ayakkabıyı 350 USD fiyatla satışa sunmayı planlıyor.

 


« Önceki::

Blogcu ile yapıldı